İlk durağımız Paris
Air France'in sabahın ilk saatlerindeki uçuşu ile günümüzü öldürmeden Paris'teydik. Otelimiz Hotel de Lion. Montparnesse bölgesinde. Havalanı ulaşımı için ideal, şehir içi ulaşım için bizim şansımıza bakım var, kapalı olan metro hatları sebebiyle tam bir ömür törpüsü.
Otele bavulları bırakır bırakmaz ilk istikamet otele yürüme mesafesindeki Lüksemburg Bahçeleri.
Lüksemburg Bahçeleri Paris'in 6. bölgesinde bulunuyor. 1612 yılında,Medici ailesinden Marie de Medici Floransa'daki Pitti Sarayı'nın bir benzeri yaptırmak istiyor ve bugün Lüksemburg Sarayı olarak da bilinen Lüksemburg Hoteli'ni satın alıp, sarayın inşasına başlıyor. Lüksemburg Bahçeleri içerisinde havuzları, çeşmeleri, güzel peyzajı ile Paris'in en güzel parklarından birisi.
İçerisindeki büyük havuzda çocuklar farklı ülkelerin bayraklarını taşıyan minik yelkenlileri yarıştırıyorlar.
Lüksemburg Bahçeleri'nde en önemli yapılardan birisi de Medici Çeşmesi. Marie de Medici'nin isteği üzerine yaptırılan bu çeşme sarkıtlarla süslü olan eser üç kemer ve dört sütundan meydana geliyor. Kemerler heykeltıraş Ottin’in eserleriyle süslü,ortadaki heykel grubu ise Polyphemos’un Akis ve Galatea’yı Suçüstü Yakalaması’nı (1852) canlandıyor.
Lüksemburg Bahçeleri'nden sonra Pantheon'a doğru yürüdük. Pantheon terimi Yunan ve Roma uygarlıklarında bir tapınağın ismini temsil etmek için kullanılırmış.
Başlangıçta bir kilise olarak inşa edilse de Fransız Devrimi'nden sonra bir anıt mezar haline gelmiş. Mimarı olarak Roma'daki Panthoen'a benzeyen bu kilisede Victor Hugo, Emile Zola, Voltaire gibi birçok önemli kişinin mezarı bulunmakta.
Bu arada buradan 4 günlük Paris Museum Passlerimizi edindik.4 günlük kart 56 euro. Müze kartın 2,4 ve 6 günlük versiyonları var. Biz rahat rahat gezebilelim diye 4 günlük aldık.
Pantheon'dan sonra Saint Germain'e doğru yürüdük. Bu bölgede dünyaca ünlü kafeler,turistik restoranlar ve birçok ünlü mağaza var. Cafe de Flore, Les du Magots birçok ünlü sanatçının, edebiyatçının mesken edindikleri kafeler.
Bu bölgede mutlaka görmek sitediğim yerlerden biri ise Midnight in Paris, Before Sunset gibi birçok filmde rastladığım ünlü kitapevi Shakespeare and Company idi. . Kitabevi zamanında Ernest Hemingway, Ezra Pound, F. Scott Fitzgerald, Gertrude Stein ve James Joyce gibi birçok yazar tarafından sıklıkla ziyaret edilen bir yermiş.
Shakespeare and Company'de biraz vakit geçirdikten sonra hemen köprüden karşıya geçip Ile de la Cite bölgesine geçtik. Karşımızda Notre Dame, önünde de uzun bir kuyruk vardı.
Meryem Ana'ya ithafen isimlendirilmiş bu ünlü katedral Fransız gotik mimarisinin en önemli örneklerinden biri. Bu kadar turist çeken bir yapı olmasında Notre Dame'ın Kamburu'nın etkisi şüphesiz. 19 yy. başlarında bakımsızlığı sebebiyle yıkılmak istenen bu güzel katedralin kaderi Victor Hugo'nun Notre Dame'ın Kamburu'nu 6 ay gibi bir sürede yazması ve dikkatleri yeniden bu katedrale çekmesi ile değişmiş, yenilenmiş. İçeriye giriş ücretsiz ,ancak Notre Dame Hazineleri'ni görmek isterseniz ekstra ücret ödemeniz gerekiyor (Museum Pass geçmiyor) Tepesine çıkmak isterseniz ise onun da kuyruğu ayrı.
Ile de la Cite bölgesi Paris'in doğduğu yer diyebiliriz. Paris ilk olarak burada kurulmuş ve bugün Paris'in 0 noktası burası.Sen nehrinin ortasında bir ada. Köprülerle şehrin iki yakasına bağlanıyor. Şehrin burada kurulmaya başlamasının sebebi savunmanın kolay olmasından dolayı imiş. Bu bölgede Notre dame, Saint Chappelle, Concierge, Palace de Justice görmeniz gereken yapılar.
Saint Chapelle için oldukça hevesliydim. Notre Damedan sonra oraya yürüdük. Vitrayları ile ünlü bu Şapel. Giriş kat küçük alçak tavanlı, esas görülmesi gereken üst kat. Vitraylar ile süslü uzun pencereler var. Ben beklediğim kadar etkilenmedim belki de içeride restorasyon çalışması olmasındandı bilemiyorum
Concierge'ye ise kapanış saati geldiğinden dolayı giremedik .Burası Fransız devrimi esnasında hapishane olarak kullanılmış. Maria Antoniette idamına kadar burada hapsedilmiş.
Bu arada agustos ayı Paris plajları ayı. Seine nehrinin bazı bölgelerinde nehir kıyısına kum dökülmüş, şezlonglar, şemsiyeler. Parisliler güneşin tadını çıkarıyorlar.
Sen nehrinin kıyısından yürüyerek Pont Des Arts'a vardık. Paris'te nehrin kenarına kurulmuş tezgahlar çok hoşuma gitti. Bu tezgahlarda kitaplara, hediyelik eşyalara, nefis Paris çizimlerine baka baka zaman geçirmek,ufak tefek hediyelikler almak çok keyifliydi.
Pont Dex Arts ise sadece yayalara açık, tahta bir köprü. Institut de France ile Palais du Louvre'u birbirine bağlıyor. Köprünün en karakteristik özelliği ise iki yanının asma kilitler ile dolu olması. Burada zar zor bulduğumuz boş bir yere önceden hazırladığım kilidimizi astık Erhan'la, anahtarlarını da Sen nehrine attık. :)))
Paris'te çok zamanımız yoktu, Louvre için ise kime sorsam 1 tam gün ayırmak lazım diyordu. Louvre müzesi çarşamba günleri geç kapanıyor. Müze saat 9'a kadar açık. Bunu fırsat bilip hazır müze kartlarımız da varken en azından bir giriş yapalım, ne nerededir anlayalım istedik.
Louvre 'a gitmeden sıkı çalışmıştım ama içeri adım atınca kafam allak bullak oldu. Aynı yerlere defalarca gire çıka sonunda az çok anladık Louvre.O gün İtalyan,Antik Yunan ve Mısır bölümlerini gezdik. Resimleri ise daha enerjik olacağımızı düşündüğümüz ertesi güne bıraktık.
Louvre'dan çıktığımızda yazın avantajı henüz hava kararmamıştı.Sıra geldi Pantheon'da iken uzaktan görünce bile heyecanladığımız Eiffel'e. Kimisine göre bir demir yığını, gündüz bir özelliği yok geceleri ışıklarıyla güzeldi eiffel. Bense ta uzaklardan bile görünce heyecanlanmıştım. Belki yıllarca Paris deyince Eifffel'in kafamıza işlenmiş olmasından bilemiyorum. Eiffel en güzel Trocadero'dan görülürmüş. Metroya atlayıp Trocadero Tour Eiffel durağında indik Erhan'la. Kalabalığı takip ettik, işte karşımızdaydı. Hem de o kadar güzeldi ki, akşamüstü olmasından dolayı gökyüzü kızılımsı, Eiffel bronz kocaman bir demir yığını!!
Bakmaya doyamadım Eiffel'e, merdivenlerden aşağıya indik, havuz kenarındaki çimenlerde kendimize bir yer bulduk.Orada tam da aylardır hayalini kurduğum gibi romantik bir piknik yaptık.
Sonra hava kararınca ışıkları da yanınca başka bir güzel oldu Eiffel. Paris'te ilk akşamımız öyle güzel, öyle buram buram Paristi ki tatilimizin belki de en güzel en özel anıydı.