O gün müze günüydü ve ilk hedefimiz tabi ki Louvre Müzesi'idi. Bir önceki günden biraz tecrübeliydik.Ama önce Louvre Müzesi'nden başlayıp Concorde Meydanı'na kadar uzanan Jardin des Tuileries'de ( Tuilereis Bahçeleri) kahvaltımızı yaptık, yürüdük. Sabah saatlerinin dinginliğinin tadını çıkardık.
Louvre'da ilk iş yine audio guidelarımızı edindik. Gitmeden önce telefonuma indirdiğim top 100 of Louvre uygulaması da çok işimize yaradı. Bu uygulamada belirttiği tablolarda zaman harcadık daha çok. Diğer türlü herkesin söylediği gibi işin içinden çıkamazdık. Bir sürü tablonun önünden ne olduğuna bile bakamadan teğet geçtik ama önceden okuduğum, merak ettiğim bir çok tabloyu gördüm, inceledim, dinledim. Bu beni nasıl mutlu etti anlatamam.
Louvre'dan çıktığımızda saat 2'ye yaklaşmıştı. Bu kez Tuilereis Bahçeleri'nden değilde hemen yanındaki caddeden Rue de Rivoli'den yürüyerek Concorde Meydanı'na ulaştık. Concorde Meydanı Avrupa'nın en görkemli tarihi meydanlarından biri. Fransa'nın 2. büyük bulvarı, aynı zamanda ünlü Şanzelize Caddesi'nin başında yer alıyor. 18.yy'da yapılan ve başlarda kralın heykeli burada durduğu için XV.Louis Meydanı olarak bilinen alanda daha sonra heykelin yerini bir giyotin alıyor ve iki buçuk yıl içinde bu meydanda XVI.Louis, Maria Antoniette de içinde bulunduğu 1119 kişi idam ediliyor.
Meydandan Şanzelize'ye doğru değil de Sein'in kıyısından Port Alexandra III'e doğru yürüdük. Köprüye vardığımızda Sen'in öteki yakasına geçmeden önceden görülecek iki önemli yapı daha var. Sağ tarafta Petit Palais ve Grand Palais. Bu iki bina 1900 yılında Fransız sanatını tanıtmak amacıyla 1900 Evrensel Sergisi için yapılmış binalar. Petit Palais yani küçük saray bugün Musee des Beaux-Arts de la Ville de Paris'e ev sahipliği yapıyor. Tam karşısındaki Grand Palais. Grand Palais adı üstünde Petit Palace'a göre daha gösterişli, daha büyük. ,Galeries Nationales du Grand Palais'de uluslararası sanatçıların eserlerinden oluşan sergiler düzenleniyor. En karakteristik özelliği ise 15 bin metrekarelik cam çatısı. Bu cam çatıyı destekleyen metal iskelet ise tam 8500 ton ağırlığında.
Bu iki güzel binaya dışarıdan bakmakla yetindik. 4 günlük Paris gezimize bu kadar çok müze sığdırmanın imkanı yoktu. Pont Alexandra III 'den karşıya geçtik.
Pont Alexandra III, Art Nouveau tarzında yapılmış melek,peri, kanatlı atlardan oluşan heykelleri ile Paris'in en ihtişamlı köprüsü. Tıpkı Petit ve Grand Palais gibi bu köprü de 1896 ile 1900 yılları arasında Evrensel Sergi için yapılmış. Köprünün yapımı sırasında tasarım çalışmaları, köprünün Champs-Elysees ve Invalides'in manzarasını kapatmadığından emin olmak için sıkı sıkı denetlenmiş. Bunu öğrendiğimde Haliç'in tarihi dokusuyla iç uyuşmadığını düşündüğüm, Sultanahmet,Ayasofya ve Süleymaniye'nin silüetini bozan Haliç Metro Köprüsü geldi aklıma.100 yıldan uzun zaman önce Paris'in silüetini korumak adına gösterilen hassasiyeti bizim bugün güzelim İstanbul için halen gösteremediğimizi düşündüm.
Köprünün öteki yakası Invalides. XIV. Louis tarafından yaralı ve emektar askerler için yaptırılmış ve daha sonra gazilerin hastanesi olarak kullanılan Hotel des Invalides, hemen karşısında Napoleon Bonaparte'în mezarının bulunduğu parıldayan altın çatısı ile Dome Kilisesi, dünyadaki en geniş üçüncü silah koleksiyonuna sahip Taş Çağı'ndan II.Dünya Savaşı'na kadar askeriyenin tarihini ele alan Savaş Müzesi (Musee de l'Armee) Invalides bölgesinde mutlaka görülmesi gereken yapılar.
Rodin'in bir daire ve stüdyo karşılığında devlete bıraktığı eserler bugün bu malikanede sergileniyor. Müzede ayrıca Rodin'in öğrencisi ve sevgilisi Camille Claudel'e ait eserler de sergilenmekte. Bahçesinin güzelliğini çok duyduğum bu müzenin üşengeçlik yapıp içine girmedik. Ne de olsa Dante'nin ünlü İlahi Komedya'sındaki Cehennem Kapıları, hepimizin çok aşina olduğu Düşünen Adam bahçede diye düşündük.. Arka bahçede uzanmak için tasarlanmış banklara da daha fazla karşı koyamadık.
Rodin Müzesi'ndeki dinlenmesi bol gezimizden sonra çok görmek istediğim Museum D'orsay'a doğru yürüdük. Museum D'orsay Perşembe günleri geç kapanıyor. Yine akşamüstü saatlerinde girdiğimiz bu müzede kalabalığa yakalanmadan rahat rahat gezdik. Orsay Müzesi Seine Nehri'nin sol yakasında bulunuyor, eskiden bir tren garı olan bu muhteşem bina, ana istasyon binasının kapatılmasından tam 47 yıl sonra 1986 yılında Musee D'Orsay olarak yeniden açılmış
Müzede 1848-1915 yılları arasındaki Fransız sanatına ait bir çok eser bulunuyor. Musee D'Orsay aynı zamanda dünyanın en geniş empresyonist (izlenimciler) koleksiyonuna sahip. Fransa'da doğan empresyonizm akımının öncüsü birçok ismin (Monet, Renoir, Manet) eserlerini müzenin 5. katında görmek mümkün. Ayrıca müzede Van Gogh'a ait birçok ünlü tablo da yer almakta.
Orsay Müzesi'nden çıkınca daha fazla yürümeye enerjimiz kalmadığından metroya atlayıp, Concorde Meydanına geldik yeniden.Buradan Şanzeli'ye doğru yürüdük.
Şanzelize Paris'in en ünlü caddesi, 1950 metre uzunluğunda ve 70 metre genişliğinde. Eskiden büyük bir tarla olan bu alan 1616 yılında Maria de Medisis bol ağaçlı uzun bir cadde yaptırmaya
karar vermiş. 1667 yılında XIV.Louis'in peyzaj mimarı olan André Le Nôtre, bu projeye katkı sağlayarak Tuileries Parkını modernleştirerek ve genişleterek bu uzun caddeye katmış. Şanzelize'de sağa sola baka baka yaptığımız yürüyüş esnasında aklımız aslında hep akşam yemeğindeydi.Yemeği gitmeden önce methini birçok blogda okuduğum meşhur antrikotçu Le Relais de l'entrecote 'da yemeği planlamıştık. Restaurant cadde üzerinde değil. Ara sokaklarda galiba bulamayacağız diye düşünerek yürürken kuyruğu görünce doğru yere geldiğimizi anladım. Erhan ufak çaplı bir şoka girdi, ben zaten kendimi hazırlamıştım. Bu kadar bekledik artık diye diye yaklaşık 45 dakika ayakta bu kuyruğu bekledik.
İçerisi tipik bir fransız restaurantı, orta yaşlı bir örnek giyinmiş bayanlar size servis yapıyorlar. Etler iki posta şeklinde servis ediliyor,yanında da patates kızartması.Etleri isteğinize göre az, orta yada iyi pişmiş tercih edebilirsiniz. Biz yemeğe bayıldık, beklerken çektiğimiz acıların bir kısmını unuttuk diyebilirim. Gitmek isteyenlere tavsiyem biraz geç saatte gitmeleri, biz içeriye geçtikten sonra sıra bir hayli azalmıştı.Ayrıca başka yerlerde de şubeleri mevcut.
Yemekten sonra tekrar Şanzeliye çıkıp Zafer Takı'na doğru yürüdük. Pariste 2. günümüzde böylece bitti. Paris gerçekten büyük bir şehir, görmemiz gereken yer çok fazla idi. Ve ertesi gün sırada Disneyland vardı :)
.jpeg)

.jpeg)