Haziran ayında deniz-kum-güneş içeren postlar yazmak lazım aslında, bu çok geç kalmış bir Antep yazısı yaz
kış demeden canı kebap çekenler için :)
Erhan'ın okulu yarıyıl tatiline girince bir iki günlüğüne de olsa bir yerlere kaçmayı, havamızı değiştirmeyi kafaya
koymuştum.Tercihimizi Antep'den yana kullandık. Antep'in kebaplarına doyamayıp bir yıl içinde 3 kere giderek fahri memleketleri ilan eden sevgili dostlarımız Melda ve Selim'i de bizimle gelmeye kandırınca tadına her manada doyamadığımız bir gezi oldu!! :) Antep'e giderken başka bir amacımız da askerliğini Antep'de yapan Hakan'ı ziyaret etmekti.
Uçak biletini Pegasus'dan uygun bir fiyata aldık Otel rezervasyonu işini Melda üstlendi. Melda aradı taradı sanırım bize Antep'in en güzel butik otelini buldu.Otelimiz Ali Bey Konağı Antep Kalesi ve tarihi Naip hamamının karşısındaydı, yani oldukça merkeziydi. Neredeyse her yere yürüyerek rahatça gidebildik. Otel açılalı yaklaşık bir yıl olmuş, eski bir antep evi restore edilmiş. İçeri otantik, bakır kaplar, eski radyolar, sobanın üstünde çaydanlıklar :) Sahipleri çok candan misafirperver insanlardı, hiçbir isteğimizi kırmadılar. Kahvaltıya da değinmeden geçemeyeceğim. Kahvaltı bana Antep'de nerede olursak olalım kötü yemek yiyemeyeceğimizi bir kez daha kanıtladı. Biz çok mutlu ayrıldık otelimizden, Antep'e yolu düşenlere kesinlikle tavsiye ederim.
Antep gezimizde tam olarak yemek için yaşadık.Gitmeden Selim 2 gün boyunca sabah öğle akşam nerede ne yiyeceğimizin programını yapmıştı zaten. Yemek programımızın arasını karnımızı acıktırmak, biraz da yediklerimizi eritmek için bol bol yürüyerek,gezerek, bir sonraki öğünü sabırsızlıkla bekledik.
Uçaktan iner inmez otele çantaları bıraktık, Katmerci Zekeriya Usta'ya koştuk :) Zekeriya Usta'da çarşı izninde olan Hakan ve onu ziyarete gelen eşi Burcu ile buluştuk. Sabah kahvaltısı denince Antep'de akla bol fıstıklı Katmer ve bol sarımsaklı Beyran geliyor. Zekeriya Usta'nın dükkanı tüm o ünlü lokantalar gibi küçük bir dükkan, duvarlar gelen misafirlerin fotografları ile dolu, originalliğini hiç bozmamış. Oturduğumuz masadan hemen yan taraftaki mutfak gözüküyor,burdan hamuru döndüre döndüre incecik bir zar haline getiren maharetli ustaları, katmerin nasıl pişirildiğini izleyebiliyorsunuz. İnsanın anlatırken bile aklı gidiyor, ağzı sulanıyor :)
Zekeriya Usta'nın oğlu Mehmet Usta çok güleryüzlü, misafirperver bir insan. Müşterilerin hepsiyle tek tek ilgilenip, katmeri begenip begenmediklerini soruyor, fotograflar çektiriyor. Katmeri anlatmaya zaten kelimeler yetmiyor.Zar gibi bir hamur içinde kaymak bol bol fıstık, sıcacık frından çıkmış.Yanında da mis gibi çay.. Şu an daha çok yemediğim için o kadar pişmanım ki.
Öğle yemeğini İmam Çağdaş'ta yiyecektik. O zamana kadar Antep'in ufak müzelerini gezmeye karar verdik. İlk olarak Emine Göğüç'ün mutfak müzesine gittik. Antep'te böyle ufak ufak müzeler var. Şehrin böyle değerler yaratması çok hoşuma gitti. Müzede Antep'le özdeşleşen mutfak kültürü, Antep yemekleri anlatılıyor. Küçük keyifli bir müze. Ta İstanbul'dan buraya yemek yemeye geldiyseniz Antep'in mutfak müzesini de görmeye değer.
Mutfak müzesinden sonra Bey Mahallesi'ne doğru yürüdük. Yolda karşımıza 1860 lı yıllarda yapılan daha sonra 2013 yılında kültür merkezi haline getirilmiş Kendirli kilisesi çıktı. Kültür merkezinde günün belli saatlerinde 3d yöntemiyle Antep savaşı ve kahramanları anlatılıyor, ayrıca Atatürk'ün animatik bir robotu ile buradaki balkondan halka yaptığı konuşma da kendi sesinden izlenebiliyor. Saatleri bize uymadığından izleyemeden devam ettik ve Bey mahallesine geldik.
Bey mahallesi dokusunu korumuş bir Antep mahallesi, eski taş evler, dar sokaklar. Burada tesadüfen ilgimizi çeken ufak bir dükkana girdik. İçerisi eski plaklar,dergiler, gazete küpürleri ile doluydu. Fonda plaktan Cem Karaca Tamirci Çırağı çalıyordu. Bu nostaljik dükkandan çıkamadık şarkı bitene kadar. Antep'te yaşadığım en keyifli anlardan biriydi :)
İstanbul'daki Oyuncak Müzesi'ne bayılan Melda Gaziantep'de de yeni açılan Oyuncak Müzesini görmeyi çok istiyordu. Müzenin bulunduğu dar sokaga adım attığımız anda bizi oyunlar oynayan çocuk heykelleri karşıladı. Biz de onlarla beraber oynadık :)Müzenin içerisinde dünyanın farklı yerlerinden toplanan oyuncaklar mevcuttu. Oyuncakların tarihleri ise 1800 lü yılların sonlarına kadar dayanıyordu. Biz Melda ile özellikle Almanların yaptığı o mini minnacık ama her bir detayı düşünülmüş o oyuncak evlere bayıldık. Her bir ev, oda saatlerce incelenip, yeni ayrıntılar keşfedilebilecek kadar ince düşünülmüş.
Aslında öğle yemeğine daha zaman vardı ama Antep'de de yiyecek öyle çok şey vardı ki biz de ara öğün olarak Mehmet Usta'da küşleme yeyip ve Kelebekte beyran içtik. Mehmet Usta Gaziantep'in meşhur Halil Ustası'nın kardeşi. Pazar günü Halil Usta kapalı olduğundan Halil Usta ertesi günki programımızda. Mehmet Usta da amacımız meşhur küşlemeyi tatmak. Garsonlar biraz garipsediler ama biz 4 kişi rotaya iki porsiyon küşleme aldık. Biri baharatlı biri baharatsız. Baharatlı olanın tadı bana bizim mangallarda kullandığımız baharatı anımsattı o yüzden etin tadını pek anlayamadım, baharatsız olanı ise bana biraz ağır ve kokulu geldi. Tabi ki İstanbul'da yediğim tüm etlerden daha güzeldi ama yinede Antep'te diğer yediklerimle karşılaştırınca biraz daha geride kaldı :)
Buradan kalkıp bir kaç sokak ilerideki Kelebek'e gittik. Burada da 'az' beyran içtik. Beyranın içinde bol et, bol sarımsak,bol acı, pirinç ve iç yağı var. Anteplilerin sabah kahvaltısı. Erkekler beyrana bayıldı, geri kalan tüm zamanımızda Erhan beyran diye sayıkladı, Selim'in ise yorumu Uçağa binmeden beyran içip, su bile içmeden ağzımda beyranın tadı ile İstanbul'a dönmek istiyorum oldu :))
Beyranlarımızı da içtikten sonra sıra öğle yemeğimize gelmişti. Doğru taksiye atlayıp herkesin Antep deyince ilk aklına gelen yer İmam Çağdaş'a gittik. Böylece yarım saate 3 restorana giderek bir rekor kırdık sanırım :)) İmam Çağdaş Antep'te gittiğim en büyük ve en kalabalık restorandı. Antepli taksici amcaya göre Antep'in yemek fabrikakörü. İçerisi vıkır vıkırdı. Herkesin anlata anlata bitiremediği Ali Nazik'i yemek için sabırsızlanıyorduk. . Ali Nazik kuşbaşı et veya kıyma kebabı ile yapabiliyorlar. Bir etobur olarak Antep'te cennete düştüm :)))
Ve sıra geldi Türkiye'nin dört bir yanına tepsi tepsi giden İmam Çağdaş baklavasına. Burada baklava isteyince özel kare dilim baklava geliyor. Bu baklavanın özelliği ise içerisinde daha büyük büyük ve daha bol antep fıstığı olmasıymış.
İmam Çağdaş'tan sonra Erhan ile arkadaşlarımızdan ayrılıp Zeugma Müzesi'nin yolunu tuttuk.Müzeye şehir merkezinden yürüyerek,taksi ve ya dolmuşlarla ulaşabilirsiniz. Zeugma Müzesi'nin o kadar methini duymuştum ki görmek için sabırsızlanıyordum. Gitmeden önce Erhan ile telefonlarımıza Kültür Bakanlığı'nın Zeugma Müzesi için yaptığı ücretsiz uygulamayı indirdik. Eğer böyle bir imkanınız yoksa müzede 5 tl karşılığında audioguidelar da mevcut.
Zeugma Müzesi içerisindeki binlerce yıllık mozaiklere rağmen kendisi tazecik bir müzesi. 2011 yılında açılan Zeugma Müzesi ,dünyanın en büyük mozaik müzesi ünvanına sahip.Şu an maalesef Bilecik barajının suları altında kalan Zeugma Antik kentinden kurtarılan mozaikler sergileniyor. Bu mozaiklerin bir çoğu bu antik kentteki evlerin avlularında bulunan süs havuzlarının taban mozaikleri. Müzede sergilenen bu mozaiklerin antik kentin sadece %30luk bir kısmını oluşturduğu söyleniyor. Birçok mozaik tarihi eser kaçakçıları tarafından harap edilmiş, çalınmış. İnsanın bunları görünce içi acıyor.
Müzede ayrıca dünyaca ünlü ve Gaziantep'in simgesi haline gelmiş Çingene Kız mozaiği ayrı bir odada karanlık bir ortamda sergileniyor. Aslında kız ya da erkek olduğu konusunda bile net bir kanıya varılamayan bu mozaik kulağındaki küpeler ve başındaki eşarp sebebiyle arkeologlar tarafından yapılan kazı çalışmaları esnasında çingene kız olarak anılmış.Resim sanatında kullanılan üç çeyrek bakış tekniği ile yapılmış, bu teknik ile Çingene Kız'ının gözleri nereden bakarsanız bakın sizi takip ediyormuş hissi veriyor. Müzede uygulamamız sayesinde her bir mozaiğinin hakkını vererek ayrıldık müzeden.
Çıktığımızda hava kararmıştı, Meldalar bizi Tütün Han'da bekliyorlardı. Selim'in Antep denince özlemle andığı nargile keyfi. Burada yer sofralarında oturup, üzerimize yorganları çekip, ayaklarımızı mangalda ısıttık.Bol bol zahter içtik. Zahter doğu Akdeniz'e özgü bir kekik türü. Antep'te çayı bol bol tüketiliyor. Ben de Antep'te siyah çay yerine hep zahter içtim.
Günü Antep'te oturan Erhan'ın treyzesinin elleri ile yoğurduğu çiğ köfte ile kapatıp, o gece erkenden uyuduk. Antep'e gideceklere bir not. Haftanın pazar hariç her günü (bizim orada kaldığımız tek gece şansımıza) Bayazhanda fasıl var.Antep'te güzel bir akşam geçirmek için bu fasıl iyi bir alternatif.
Antep'te ikinci günümüz bir sonraki yazıda :)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder